Fidel’in Kübası

11 Şubat 2013

“Şu ineği görüyor musun? Bu inek 20 yaşında ve hasta. Devletin ineği olduğu için onu kesemiyorum. ” diyen bir köylüyle tanıştım Vinales’te. Küba’ya geleli henüz 3-4 gün olmuştu, dolayısıyla Küba’yla alakalı birçok soru işareti vardı hâlâ kafamda. Bu basit inek örneği çok ilgimi çekmişti. Komünizmin teoride böyle bir yönetim biçimi olduğunu biliyordum, ama pratikte bir ineğin devlete ait olması ve onu besleyen kişinin hasta olmasına rağmen ineği kesememesi bana çok sürreal gelmişti. Bambaşka bir dünyada olduğumdan işte o an emin oldum. Gerçi Küba’ya ayak bastığım ilk andan itibaren envai çeşit Fidel-Che ikilisi fotoğrafı, resmi, heykeli ve sloganı ile karşılaşmıştım, ama bu köylü benim Küba’ya gerçek anlamda açılan ilk pencerem oldu.

Gelelim bu Fidel ve Che fetişizminin boyutlarına.

537789_10151614054053986_261654375_n 318031_10151614054038986_928069257_n 553103_10151614039713986_146353724_n

Beş sokaktan birinde muhakkak bir Fidel ya da bir Che görüyor insan. Che erken yaşta, henüz fotoğraflama teknolojisi çok gelişmeden öldüğü için, onun  belli başlı birkaç pozuyla karşılaşıyorsunuz. Ama Fidel’in, her yaştan, her açıdan, değişik şekillerde çekilmiş binlerce pozu var. Gerillacı  genç ve korkusuz Fidel, Batista’yı deviren başarılı ve güçlü Fidel, devrimin ilk yıllarında Fidel, Sovyetler dağıldıktan  sonra Fidel, yaşlanmış ama hâlâ dinç Fidel, Fidel de Fidel… Bir noktadan sonra o kadar çok fotoğraf görüyorsunuz ki “İşte bu en sevdiğim Fidel pozu!” tadında yorumlar yapmaya başlayabiliyorsunuz. Fidel size ailenizin bir bireyi kadar yakın ve ‘tatlı’ gelmeye başlıyor.

url-2   url

Fotoğrafların birçoğuna zaman zaman bir de devrimci sloganlar eşlik ediyor. En popüler iki slogan ise şunlar: “Patria o Muerte!” yani “Vatan yahut Ölüm!” ve “Viva la Revolucion!” yani “Yaşasın Devrim!”

550995_10151614050843986_702504042_n 734335_10151614049778986_1402964101_n 196901_10151614040598986_1615696496_n 386734_10151614047873986_821334266_n

Ülkenin her köşesi  devrim ile  böylesine dolup taşarken, aslında her şeyin ne kadar zorlama olduğunu anlamak, yönetimdeki aksaklıkları ve halkın durumunu görmeden de pekâlâ mümkün. Ama ben mümkün olduğunca insanlarla konuşup onların Fidel’le ve devrimle alakalı düşüncelerini öğrenmeye çalıştım. Çok geçmeden bunun  epey zor hatta neredeyse imkansız olduğunu anladım. Konuşturmaya çalıştığım hemen herkes fikir beyan etmekten çekindi, korktu.

Böylesi bir diktatörlüğü devam ettirmenin en kolay ve etkili yolu elbette halkın yüreğine korku salmaktan geçiyor. Herkes sürekli izleniyor, her şey her daim kontrol ediliyor, jurnalcilerin sayısını bilen yok… İnsanlara “Fidel hakkında ne düşünüyorsun?” diye sorduğumda en  cesur olanlarının yorumu “Aman bırak o şeytanı da başka şeylerden bahsedelim.” demekten çok da öteye geçemedi. Şakayla karışık “Fidel için mi çalışıyorsun?” diye soran bile oldu. Durumun ciddiyetini siz tahayyül edin.

Korkutma yönetime ek olarak kullanılan başka başka yöntemler de var. Benim dikkatimi çeken bir diğer yöntem ise gençleri mümkün olduğunca geri plana atarak Fidel’in jenerasyonunu her an her yerde temsilci olarak bulundurmak oldu. Küba bu anlamda torunlarına güvenmeyen bir dede-nine ikilisi gibi. Televizyondaki tartışma programları ve haberler  sadece yaşlıların kullanımı için rezerve edilmiş bir platform. Bir bakıyorum Küba’nın eğitim sistemini yere göğe sığdıramayan 60’lık bir dede… Bir iki saat sonra tekrar bakıyorum, o dedenin yerine sağlık sistemini yücelten 70’lik bir nine gelmiş. Söylememe bilmem gerek var mı ama sözünü ettiğim ‘tartışma’ programları ‘tıkırında işleyen’  sağlık ve eğitim sistemlerinden bahsederken Fidel’e methiyeler düzmekten de geri kalmıyor.

Hâl böyleyken Küba’nın durumunu mirasa konmak için dedesinin ölümünü bekleyen bir toruna benzetebiliriz. Ancak o dede ölünce söz hakkına sahip olabilecek ve kendi geleceğini istediği gibi şekillendirebilecek bir torun gibi Küba. Ama böylesi otoriter bir dedenin ölümü de kolay değil muhakkak. Bu zamana kadar söz hakkı verilmemiş, bireyleşememiş, hep çocuk kalmış olan torun dedenin ölümünün getireceği boşluk ve karanlıkta yolunu bulamamaktan bir o kadar da korkuyor. “ Fidel ölünce ne olacak? ” sorusuna cevaben hazırlanmış bir dünya senaryo mevcut, ama gerçek şu ki bunu henüz kimse bilmiyor. Herkes bir değişim istiyor, ama gelecek değişimin bugünleri mumla aratmasından da bir o kadar çekiniyor.

“Fidel ölmeden Küba’yı görmek lazımdı.” dedi tanıştığım birçok gezgin. ‘Henüz değişmemiş’ olan Küba’yı keşfetmek, “Bileti satın al.” butonuna tıklayan ellerin en büyük motivasyonu. Ama aslında şöyle de bir gerçek var ki bu gezginlerden habersiz Küba değişmeye çoktan başlamış. Benim ziyaretim henüz değişmemiş Küba’yı değil de değişim sürecini çoktan başlatmış hatta belli bir yol da katetmiş Küba’yı keşfetmeme yardımcı oldu. “Küba’da neler değişti? Daha neler değişecek?” bunları tartışmayı da artık bir sonraki yazıya bırakayım.

Bir Cevap Yazın

Go top
%d blogcu bunu beğendi: